Sıla'ya özlem ve unutulmayan hatıralar...



www.duzagac.net teki yazım...


Siyaset, particilik ve seçimler gelir, geçer. Önemli olan “gökkubbede hoş bir sada” bırakabilmektir, yani memleket için ortaya güzel işler çıkarabilmek, geride hayırla yad edilecek güzel eserler bırakabilmektir. Ki böyle bir durumda insanlar arkanızdan hayırla konuşsun…

Yıllar önce insanlar köylerinden ekmek için, aş için başka diyarlara göçse, başka şehirlerde yaşasa bile anavatanları, köyleri onların sılası oluyor. Düğünde, bayramda, cenazede, hatta tatillerde tek sığınılacak mekanları “köy” oluyor.

Onun içindir, köyümüzün mutlu, huzurlu, gelişmiş ve yaşam kalitesi yükselmiş olması, gurbette yaşayanlar için belki köyde yaşayanlardan daha çok önemli. Köyüne huzur bulmak için gelenler huzurlu, mutlu ve sorunsuz bir mekan istiyorlar.

Hatırlıyorum da; bayramda, tatilde, düğünde köye (Düzağaç’a) gideceğimiz zaman hepimizde büyük bir mutluluk olurdu. Rahmetli dedem, rahmetli ninem ve bütün amcalar toplanır, gülüş çığrış kurbanımız keser, kestikten sonra kapış kapış pişirilen ciğer ve kuşbaşı karışımı kurban yemeğini o kadar neşe ve sevinç içinde küçük, dar sofrada sıkış tepiş yerdik ki…

Hatta, sadece bir kaç hafta kaldığımız rahmetli ninemin üç beş tavuğunun folluğunda az mı yumurta kovaladık, belki çocuksu duygulardan, belki köy yumurtasının eşsiz ve doğal lezzetinden…

Çocuktuk… Sonra biraz daha büyüdük. Ve, yılda bir iki bayram birlikte olduğumuz akranlarımızla köy odamızda ferfeneler yaptığımız günler. Sabaha kadar muhabbet, sabaha doğru bir yerlerden bulunan ve sonra kesilen bir tavuk, yalap şalap yapılan sulu tavuk yemeği, ve sözde “tavuk ziyafet…” Ve bazen de köy kahvelerinde okey muhabbetleri. O zaman Mesut daha İzmir’e gitmemişti, köydeydi… Kadir de İstanbul’dan her bayram mutlaka gelirdi. Hala oğlum rahmetli Ahmet de Selkisaray’dan gelir, kavga gürültü aramıza katılırdı… Hasan ve Kamil çocuklukla ergenlik arasındaydı, takılırdık, kavga gürültü, gülüş çığrış güzel günlerdi…

İşte insan, çocukluğunda geçirdiği o çocuksu duyguları kendi çocuklarına da yaşatmak, köyün samimiyetini, köyün huzurunu, köyün doğallığını, köyün bereketini, köyün tüm güzelliklerini kendi ailesine de tattırmak istiyor.

Onun için, köyümüzün huzuru, köyümüzün rahatlığı, köyümüzün konforu, yılların büyük kısmını dışarıda geçirenler için daha elzem…

Hoşça ve dostça kalın…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İdeal anne-baba tutumu nasıl olmalı?..

Mücadele ruhu...